4 Yorum

A Little Bit Of Heaven ( 2011) – Bir Tutam Cennet

Marley hayatında yaşadığı her dakikayı gırıgıra vuran biraz vurdumduymaz biraz hoppa bir hatun.Hani o kırılmamak için herşeyi hafife alan, insanınların kalplerinde derinlere inmesinden, bir yerlerine dokunup iz bırakmasından korkan insanlardan.Yüzeysel ilişkiler, bol içki ve dansla geçen sıradışılıktan uzak hayatı kanser olduğunu öğrenmesi ile değişir mi?İlk başta hayır.Marley yakalandığı ve belki de onu kısa bir süre içinde öldürecek hastalığına “göt kanseri” der, karşısına çıkan Whoopie Goldberg suretindeki tanrı ile şakalaşır hatta üç dilek hakkı sorulduğunda hiç düşünmeden cevap verir ikisine ama üçüncüsü Marley’in hayatında asla itiraf etmeye cesaret edemediği bir eksikliği dile getirmek olucaktır ki onun için de hala zaman vardır.Marley ölmek üzere olan ve ölüceğini bilen tüm normal insanların geçtiği evrelerden birer birer geçer önce umursamaz sonra kabullenmez sonra şiddetli bir öfkeye sonra da acı bir umutsuzluğa kapılır ama en sounda… Marley tüm bu evrelerden geçerken yanında artık evlilliklerini çoktan gömüp helvasını yemiş anne babası, evli çocuklu arkadaşı, onun gibi uçuk ressam kankası, gay kapı komşusu bir de en önemlisi doktoru Jullian vardır.

Yine etkileyi  ismine tav olduğum filmlerden birini büyük bir hevesle oturup izledim ve çok çok güzel bir hediye paketinin içinin boş olması gibi bir hissiyatla bitirdim.Filmin anlattığı hiçbir şey olmaz mı?Belki izleyip beğenenler şimdi bana ne anlarsın sen ile başlayan bilumum cümleler kurmaktalar ama cidden bir fimin anlatmak istediği bişeyi bu kadar anlatamaması mümkün mü?Tamam ölmek üzere olduğunuzu keşfediyorsunuz ve artık hayatın tadını çıkarmaya karar verdiniz eee yani bu hikayeyi tam da bu anda diğerlerinden farklı kılan bişey olması gerekmez mi  ama yok.Tamam farklı bir yanı olmasın ama klişelerden de gitmesin be kardeşim.Bir kere tanrı neden zenci silüetinde olmak zorunda bıkmadılar mı bu durumdan onu geçtim her filmde kapı komşusu gay olmak zorunda mı hadi oldu, maskülen görünümlü bir zenci olmak zorunda mı hayır böyle bir gerçek var mı tüm kel zenciler gay diye biz mi bihaberiz.Jullian rolündeki Gael Garcia Bernal bu kadar mı harcanır rolünde bu kadar mı sırıtır?Filmin tek beğendiğim yanı filme aynı zamanda ismini veren A Little Bit Of Heaven takma adlı Vinnie’ydi.Bence çok güzel bir renk ve derinlik katmıştı filme.Bundan öte de beğendiğim hiçbir şey olmadı filmde.İlla izlerim diyorsanız zaman harcamayın fragmana bakın herşeyi gösteriyor zaten bir sürpriz yok :(

8 Yorum

Gong Yoo döner de ben dönmez miyim?

O kadar uzun zaman geçmiş ki yazıya nasıl gireceğimi bilemedim vallahi ben de böyle girdim :D Sittin seneler gibi gelen bi aranın ardından burdayım yine biraz depresif biraz melankolik biraz da karambolik bir dönemdi geçti gitti mi orasını Allah bilir ama şu an burdayım önemli olan da bu bence.Bu arada eşşek sıpası Gong yeni filmi Dogani / The Crucible ile arz-ı endam etmeye başladı bu vesile ile bol bol resmi, röportajı yayınlandı da biz de hasret giderdik.Umarım umduğunu bulur ve çok çok çok izlenen bir film olur.Her gün her sitede bir dolu resmi var işşekin belki burayda koyarım bol bol kimbilir ama ben bu yeni tarzını çok çok beğendim.Saçlar kıyafet ama en önemlisi duruş bir olgunluk hüzün gelmiş üstüne büyük bir ihtmalle filmin ve rolünün etkisinde hala.Ne diyeyim hoşgeldin Gong YOO :D

11 Yorum

Greatest Secret – Dok Go Jin ve Kim Joo-won’dan Edepsiz Komedi ve Romantizm

“Hohohoho” bu videoyu izledikten sonra çıkardığım ses bu. gülmekten katılmak, karın ağrısı ve gözlerden gelen yaş garanti.Daha önceki şu yazımda bir kurgudan bahsetmiş yapan kişinin alnından öpmüştüm ya işte o kişinin bir başka çalışması bu ama ne çalışma diğerinden daha uzun, daha yaratıcı, daha duygusal, romantik, dramatik ve bir parçada erotik ama kesinlikle komik.Resmen mini bir dizi olmuş bu ve de güzel olmuş.Bu seferki videomuzun kahramanları Greatest Love’dan Dok Go-jin ve Secret Garden’dan Kim Joo-won.Tabi biraz da City Hall var hatta biraz değill epey bir var ama çok yakışmış.Hikayeyi anlatmaya gerek yok sanırım çünkü zaten malum.Bir önceki videonun yorum bölümünde bugün bahsedildi ama ben hatırlatayım videoyu youtubedan zilerseniz alt kısımda tam ekran butonunun yanında CC kısmı var oraya tıklarsanız ingilizce altyazılı olrak izleyebilirsiniz.Sabredip sonuna kadar izleyin son sahne beni yere yatırdı :D

Yorum yapın

Huacho (2009) – Öksüz Bir Aile

Huacho, söylendiğinde benim için Latince olabileceği dışında hiçbir şey ifade etmeyen bir kelimeydi.Ancak Şili’de yani yönetmenin doğduğu ve filmin kahramanı ailenin yaşadığı bu uzak ülkede Huacho öksüz, terk edilmiş demek.Yani bir köşede kaderi ile başbaşa bırakılmışlar için kullanılan hüzünlü bir kelime.Film de öyle zaten tüm kıyıda köşede kalmış uzak hikayeler gibi hüzünlü.

Sabah erkenden uyanan köylü çekirdek bir aile.Yaşlı anne ve baba, kızları ve de torunları.her biri ait oldukları dünyalara yol almadan önce kahvaltı sofrasında bir araya geliyor.Sonra bizler bir belgesel tadında bu dört insanın bir gününü onların gözünden seyrediyoruz.Önce evde peynir yapıp yol kenarında satan büyükanne ile eve para götürebilmenin derdine düşüyor, yaşlı kadının gözleri ile etrafa, gelip geçen arabalara bakıyoruz.Her duran arabada bir parça peynir satabilme umudunu taşıyoruz biz de.Sonra evin küçük oğlu ile ilkokul koridorlarına sınıf farkının ya da zenginlik ile fakirliğin en çıplak hali ile yüze vurulduğu yere gidiyoruz.Zenginliğin ya da şansın en büyük göstergesi eldeki son model oyun konsolu.Ona sahip olamayan fakir çocuk bir kez olsun eline alabilmek için uzun ve yorucu bir mücadelenin peşinde.Evin kızı çalıştığı mutfaktan bir parça kopabilmek, başka bşir dünyaya adım atabilmek hayallerinde.O yüzden maaşının nerdeyse tamamını verip aldığı belki de hiçbir zaman giyemeyeceği elbiseyi iade etmek onun için hayatının basit ama acı gerçekliği.Ve tüm bu dünyanın bir kıyısında artık köşesine çekilip dinlenmesini arzuladığımız büyükbaba yalnız bir tarlada kesip biçtiği ağaçlarla çit yapma telaşında.Aslında pek de telaşında olduğu söylenemez zira yıllar eski gücünü ve çevikliğini bırakmamış bedeninde.

Akşam olduğunda farklı yollara giden dört kişi yine aynı sofranın başında bir aile.Her biri ayrı ayrı çevrelerindeki dünya tarafından terkedilip, unutulsa da birer öksüz olsalar da birlikte bir “aile”.

Yönetmen Alejandro Fernández Almendras uzun metrajlı bu ilk filminde kimseyi umursamadan gelişen modern dünyada kaderlerine terkedilen köy insanlarını anlatmak istemiş.Filmin adı da bu yüzden Huacho.Filme öyle yalın ve samimi bir anlatım katmış ki bir filmden çok belgesel izliyormuş hissine kapılıyorsunuz.Bu çekirdek aile ve etrafındaki insanlar birer aktörden çok bizi hayatlarına kabul eden ev sahibi doğallığında.Aslında dünyanın her yerinde yaşanan modernleşmenin belki de hiç farkına varmadığımız gerçekliğini hiç de kasmadan, zorlamadan bize hatırlatıyorlar.Rastlarsanız kaçırmayın bu filmi.

15 Yorum

The Greatest Love (2011) – Kore dizilerine yeniden aşık olma nedenim

Başlığı okuduğunuzda bu kız ne ara Kore dizileine aşık olmaktan vazgeçmişti diyebilirsiniz evet çok kısa bir süre boyunca şöyle bir hafta kadar Kore dizileri defterini kapatmış, defteri de yedi kat sandığa kilitleyip denize fırlatmıştım.O derece abartmıştım durumu yani varın siz anlayın neyse nedeni şu dizidir uzatmaya gerek yok.Ancak bu tavşan dağa küsmüş dağ onu iplememiş durumu uzun sürmedi aldığım yaraların üzerine bu diiz üff dedi merhem sürdü, iyileştirdi.İyileştirmekle kalmadı çok çok sevdirdi kendini.

Devam »

5 Yorum

Beastly (2011) – Aşk Hiçbir Zaman Çirkin Değildir

Herhalde son zamanlarda gösterime giren romantik filmler arasında en çok rağbet gören yapımlardan biri Beastly ya da Türkçe çevirisi ile Sevimsiz (gerçi Sevimsiz sıfatı biraz hafif kaçmış çeviri olarak ama neyse).Benim de boş bir anıma denk geldi baktım online olrak da düşmüş ortalığa izledim bir çırpıda.Evet bir çırpıda izlenen hani aa bitti mi dediğiniz filmlerden çok fazla heyecanlı ya da sürükleyici olduğundan değil de olaylar bir anda yağmur gibi yağdığı gelişme bölümü daha yeşermeden sonuca atladığı için sanırım ya da bana öyle geldi.

Neyse filmin konusu aslında çok basit benim en çok sevdiğim masallardan birini temel alıyor Güzel ve Çirkin.
Devam »

14 Yorum

Greatest Pasta – Şepp ile Dok Go Jin’in Yasak Aşkı

Gecenin şu saatlerinde gülmekten karnım ağrır bir vaziyette yazıyorum bu yazıyı kimse kusur kalmasın herkes izlesin benim kadar sevsin, beğensin, gülsün diye.Dramabeans sürekli takip ettiğim bir blogdur kaçmaz hiç bir yazı ama şu ana kadar en çok sevdiğim paylaşımı bu klip oldu. Pasta çok çok sevdiğim Kore dizilerindendir hele ki maço kodum mu oturtur, kibirli master şeppp ah yerim onu bayılırım ona şimdilerde Greatest Love’da Dok Go Jin en büyük favorim diziyi her hafta heyecanla bekliyor bu adamı izlerken gülmekten ölüyorum ancak Dramabeans’in de söz ettiği gibi bu iki adam arasındaki benzerlik daha önce hiç aklıma gelmemişti ikisi de sadece küçük değil büyük dağları da ben yarattım havalarında ilişkilerindeki baskın taraf ve ikisi de aynı hatunun oynadığı karakterlere aşık neyse bir işgüzar bu iki adamı kesmiş biçmiş montajlamış birbirine aşık etmiş ne de iyi etmiş ben izlerken öldüm gülmekten emeğe saygı gerçekten zor ve uğraşılmış bir klip.Tek sorun Korece olması ama iki adamında o sahnelerde ne dediği dizileri izlediyseniz malum fazla zorlamıyor ama ben yine de Dramabeans’in yorumundan anlamayanlar için çevireyim şimdi bu iki adam aynı kadına aşık ikisi de peşinde Dok Go-jin Şep ile tanışınca adam kimmiş neyin nesiymiş merak ediyor netten araştırıyor ama bu sırada nedenini bilmeden kalbi hızlı hızlı çarpmaya başlıyor ve Şepp’in peşine düşüyor bildiğiniz taciz ediyor Şep ise kıza yanık ama kız başka birine gönlünü kaptırıyor(bu arada kızın gönlünü kaptırdığı kişi gerçek hayatta da kızı kapmış olan  Ryu Seung-beom kendisini Güzel ve Çirkin filminden tanıyanlar vardır) bakıyor Şep kızdan hayır yok bir yandan da bunu beğenen Dok Go-jin var meylediyor hemencecik.neyse sonunda arkadaş City Hall’den de bir kuple katmış iki adam kör kütük aşık olmuş :D

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 124 other followers