Aradığınız Chibi’ye Şu Anda Ulaşılamıyor!

Evet farkındayıım uzun bir zaman oldu pek çok yorum yapılmış cevap yazılmış sorular sorulmuş ama maalesef ben bilgisayar aleminden epey uzaktayım zorunlu nedenlerden ve çalışmayan bir pc yüzünden o ndenledirki pek çok soru cevapsız kaldı ve bu gidişle uzun bir süre de kalıcak kısıtlı zamanda ancak bu yazıyı yazabiliyorum  cevap yazan, blogu okuyan ve yazdıklarına cevap bulamayan sevgili dostlar hepinizden içtenlikle özür diliyorum umarım beni mazur görür ve affedersiniz şimdilik bir kaç sourya cevap yazıyorum ama yorumlara hiç bakamıyorum çünkü dediğim gibi kısıtlı zaman gerçekten özür diliyorum ve bundan sonra soru yazıp cevap bekleyenler için cevabı olanlar lütfen çekinmeyin benim yerime cevap verin şimdiden teşekkür ediyorum sizleri seviyorum kendinize iyi bakın

2011 Kore Dizilerinde Kısa Saç Patlaması – Bu Bir Araştırma Yazısıdır :)

2011 sanırım Kore dizileri bakımından en bereketli yıllardan biri yıl bitmeden pek çok iyi ve kaliteli yapım izledik, izliyoruz ve umarım izlemeye devam edeceğiz.Bazılarına bayıldım bazılarına başkaları bayılmadım tabi benim bayılmamam kaliteli oldukları gerçeğini değiştirmez zevk meselesi sadece.Yalnız şu durum bir iki diziden sonra fazlası ile dikkatimi çekti hatunların saçlar kısaldı bazıları oğlan çocuğu modunda karşımıza çıktı, bazıları pek çok kadın gibi değişikliğe saçlarından başlayıp kısalttı bazıları kısa saçları ile güçlü kadın çizgisindeydi.Tamam bundan önceki senelrde de pek çok kısa saçlı kadın kahraman gördük Kore diizlerinde ama bence bu sene tamamen bir patlama yaşandı ben de bu lüzumsuz tezimi posta dönüştürmeye karar verdim buyrun bunlar da delillerim.

Tabi bu kısa saçlıları gruplara ayırmayı bir borç bilirim.Öncelikle en başından beri kısa saçı benimsemiş kahramanlar;

Goo Ae-Jeong – The Greatest Love

Dizinin en başından beri saç şekli böyleydi hatunun bence çokda yakışmıştı. toplayıp at kuyruğu yaptığı zamanlarda çok  sevemesem de bu hali ile bence çok çok şık bir saç şekliydi.Karakteri, oyuncuyu zaten çok sevdiğim için hiç yadırgamadım, sevdim bu hali ile de.

Lee Gyo-won – Heartstrings / You’ve Fallen For Me

Heartstrings en başlarda izlerken zevk adlığım hatta sonraki bölümünü merak ettiğim diizlerdendi sonra koptum, aynı zevki alamamaya başladım ama en başından beri Park Shin-ye’nin bu karakteri özellikle de bu saçına bayıldım.Bir kere bu saç şekli geçen seneden beri en favori kısa saç modelerindne beri ona da çok yakışmış kesinlikle.Hem sade hem gösterişli hem hanım hem çekici daha ne olsun.

Han Myung-wol – Spy Myung-wol

 Myung-wol herhalde bütün dizi kahramanı hatunlar arasında en sıra dışı olanıydı bir kere casusdu, eli silahlı ve tehlikeli idi o yüzden bence bu saç şekli canlandırdığı karaktere çok yakışmıştı ama bana göre falza kabarık fazla pot duran bir saç şekliydi ne bileyim doğal  durmuyordu sanki her dakika bir kuaför gelip kabartıyordu o saçı.Bu beğenmeyeşimin nedeni hatuna ısınamayaşımdan da kaynaklanıyor olabilir :D

Lee So-yeong – Baby Faced Beauty

Sadece ilk bölümünü izlediğim dizilerden biri bu bence en büyük nedeni de Jang Nara’nın bu kuş yuvası havalarındaki saç şaklidir.Bir saç şekli için dizi izlenmez mi demeyin valla izlenmez çünkü o saç şekilini beğnemezseniz karaktere ısınamaz sürekli kusur arasınız o da dizide sürekli bir noksan aramanıza neden olur sonra da benim gibi diziyi ya bırakır ya da inatla izlersiniz.Ben bıraktım pişman değilim.Ama doğruya doğru saç berbat değil mi Allah aşkına?

No Soon-geum – Romance Town

Bu diizyi de iki bölüm izleyerek bıraktım arada telef edip sonra da tekrar devam etmek istemediğim dizilerden biriydi.Hikaye bana fazla entrikalı ilişkiler yalan rüzgarı kıvamında gelmişti.Seong Yoo-ri’ye yakışmıştı bu saç şekli orası bir gerçek gerçi kurdela takıp Pamuk Prenses havalarında dolanmasaydı iyiydi ya neyse :P

Bong Woo-ri – Can You Hear My Heart?

 Hiç izlemediğim ama methini çok işittiğim dizinin ana karakteri Bong Woo-ri. Onun da saçları biraz kenarlardan uzasa Jang Nara’nınkilere benzeyecekmiş ki ucuz kurtulmuş fazlası ile kısa oğlan çocuğu havalarında diziyi karakteri bilmediğim için saç ve karakter ilişkisine birşey diyemeyeceğim ama bu bebek yüze çok yakışmış bu saç şekli bence.

Bir de diğer grup var hayatlarında bir dönüm noktasına gelip saçlarına kıyanlar, yeni bir başlangıç yapanlar;

Gong Ah-jeong – Lie To Me

Kızımız aşk hayatında aradığını bulamayınca kendi elleri ile saçlarına kıyıverdi keşke herkes bu kadar kıysa saça değme kuaföre taş çıkartır kendi kıydı da bu hale mi geldi orası muamma çünkü biz sadece bir histeri anında gözyaşları içinde saçını kesitğini gördük sonra bir kuaföre gitti mi orası meçhul.Ama bu güzel yüze yakışmış mı tabi ki yakışmış.Tabi hanımefendiyi Gongchan rolünde daha da kısa saçlı seyrettiğimiz için bu saç da çok yadırganmadı bence.:)

Lee Yeon-jae – Scent Of A Woman

Bence senin şimdiden en iyi dizisi olmuş bir yapım Scen Of A Woman ben bayıldım bu diziye Kim Sun-ah da her zamanki gibi rolünde mükemmeldi.Zaten onu kısa saçlı görmeye alışıktık City Hall’den o yüzden bu saç şeklini hiç yadırgamdım.Ruh haline göre bu saç şekli o kadar çok değişti ki bazen aynı saç hiç kesilmeden sadece tarama ile nasıl bu kadar faklı görünür dedim dıları tarndığında ayrı içeri tarandığında ayrı bir kadın vardı bence en çok yukradaki resimdeki hali yakıştırdım ama bir de toplandığında mükemmel duruyordu bu saç bence çok çok kullanışlığı olduğu kesin :)

Bir de yeni gelen diziler var tabi daha hiç göz atmadım göz atar mıyım onu da bilmiyorum ama kısa saç geleneğini devam ettiridği kesin.Yine daha önce BOF’da kısa saçı ile gördüğümüz Goo Hye-seon saçlarını daha da kısaltmış o da bir oğlan çocuğu olabilmiş ama dürüst olmak gerek kimse de bu geleneği Coffee Prince ile başlayan Yoon Eun-hye kadar iyi durumaz bu saç.Ama hanıma da ayrı bir hava katmış bu bir gerçek.

Evet araştırmacı blog yazarı Chibi’nin hazırladığı bir post okudunuz.Szi de okuduktan sonra amma çokmuş dediniz değil mi?Hatta benim unuttuklarımı hatırladınız ama umarım bu posttan keyif aldınız.Bir sonraki araştırmada bulumşmak üzere esen kalın :)

Veer&Zaara (2004) – İki anlığına durdu hayal kervanımız…

Aynı anneden aynı babadan doğan, aynı evde aynı kültür, gelenek, adetlerle büyüyen iki kardeş bir gün bozuşmuşlar ama öyle böyle değil sonra araya başkaları girmiş, açgözlülük, bağnazlık, önyargılar ve o birbirinin aynı iki kardeş kanlı bıçaklı düşman olmuş, tüm benzerliklerine rağmen kopmuş, etraflarına sınırlar çekmiş.O kardeşlerden birinin adı Hindistan diğerinin adı Pakistanmış.Bu hatun “ne diyor?” diye düşünebilirsiniz söyleyeyim, benim bu iki ülkenin içinde bulunduğu bu bitmek bilmeyen kavgaya tanımım bu.Çünkü bu filmle birlikte bir kez daha gördüm ki kokuları, renkleri, dokusu bu derece aynı olan başka iki ülke yoktur herhalde.

İşte bu iki kardeş ülkenin çocukları Pakistanlı güzel kız Zaara ve Hindistanlı hava pilotu Veer Prataph Singh tüm bu kavgaların ortasında tanışıyor birbirleriyle.Zaara Pakistanlı ünlü bir siyasetçinin tek çocuğu.Pek çok kızın sahip olmadığı ayrıcalıklar ve özgürlükle büyümüş.Büyükannesinin son nefesinde küllerini yıllardır görmediği ülkesi Hindistan’a götürüp savurmasını vasiyet ettiğinde hiç düşünmeden gizlice Pakistan’dan yola çıkıyor.Ancak bindiği otobüs Hindistan’da uçuruma yuvarlanıp kendi de otobüste mahsur kalınca imdadına Veer yetişiyor.Gördüğü ilk anda vurulduğu bu kıza sırf ömrünün bundan sonrasında rahat uyuyabilmek için kendi deyimiyle yardım etmeye karar veriyor.İki genç renklerle, şarkılarla bezeli bir yolculuğa çıkıyor.Veer canı ülkesi Hindistan’ın tüm güzelliklerini seriyor Zaara’nın önüne.Bununla da kalmıyor onu kendi köyüne götürüp ailesi ile tanıştırıyor.Sanki hep böyle devam edicekmiş gibi gelen sonsuz bir huzur hissi kaplıyor etraflarını.Veer’in ailesi kızları kabul ediyor Zaara’yı iki günde, müstakbel gelinleri gözlerinde.Veer’in de aklında Zaara,  ilerde köyünde birlikte yaşamak istediği tıpkı anne babası gibi huzurla yanında yaşlanmak istediği kişi Zaara.Vakit gelip de Zaara’yı artık dönmemek üzere gideceği istasyona getirdiğindeyse hayatının en acı süprizi bekliyor onu.Zaara’nın sözlüsü karşısında.Zaara her şeyden söz etmiş bu bir kaç günde ama hayatının en önemli ayrıntısını söylemek aklının ucundan bile geçmemiş.Veer’e göre çok büyük bir hata yapmış.Zaara yaptığı hatanın farkına vardığındaysa artık geri dönüş yoktur.Veer sevdiği kadını, onun hayatında herşey olan adama teslim eder sonsuz mutluluk dileyerek.Sonra herkes kendi yoluna.

İki anlığına durdu hayal kervanımız
Ve sonra gittik, sen yoluna, ben yoluma…
İki anlıktı bu kalbin destanı
Ve sonra gittik sen yoluna, ben yoluma…
O sen miydin yoksa renklerin ışıltısı mı?
O sen miydin yoksa gülümseyen bir filiz mi?
O sen miydin yoksa hayal yağmuru mu?
O sen miydin yoksa geçen mutluluk bulutu mu?
O sen miydin yoksa bir çiçek tomurcuğu mu?
O sen miydin yoksa bulduğum yepyeni bir dünya mı?.
…….
O sen miydin yoksa rüzgardaki mis koku mu?
O sen miydin yoksa çevremdeki renkler mi?
O sen miydin yoksa yolumdaki ışıltı mı?
O sen miydin yoksa gökyüzünde yankılanan bir şarkı mı?
O sen miydin yoksa bulduğum kaderim mi?
O sen miydin yoksa dokunan bir anlık bir sihir mi?
İki anlığına durdu hayal kervanımız
Ve sonra gittik sen yoluna, ben yoluma…

 Bugün Pakistan’ın bir hapishanesinde herkesin 786 diye seslendiği bir adam tutulmakta.22 yıldır kimseyle tek bir kelime bile etmeden bir ömrü sessizlikle, dudakları mühürlü geçirmiş.Ne için orada sorsanız çoğu kimse bilmez bile.Bir gün gencecik bir avukat Saamiya çıkıp geliyor, ona ilk kez ismi ile sesleniyor “Veer Prataph Singh”.Horgörülen, örselenmiş, yalnızlığında kaybolmuş, gerçek adını unutmaya yüz tutmuş bu mahkum Veer, nasıl olupta 22 yılını ülkesinden, sevdiklerinden uzakta Pakistan’da üstelik bir hapishanede geçirmiştir.Hikayesini yavaş yavaş tekrar yaşarcasına anlatır Saamiya’ya .Genç kadın da onun gözlerinden görür o dönemim iki ülkesini, insanlarını, Veer’i ve Veer’in gözünden uğruna can verilecek Zaara’yı.Veer’in tren istasyonunda bitmesi gereken hikayesinin nasıl Pakistan’da devam ettiğini ve Zaara’nın ruhunu teslim alan aşkı…

Canım, bak
Kayboldu uzaklıklar…
Ben buradayım, buradayım, buradayım, burada…
Hangi sınırlar…?Hangi mecburiyetler…?
Ben buradayım, buradayım, buradayım, burada…
Asla saklayamayacağın o sırlar Ben’im
Asla unutamayacağın o hisler Ben’im
Kalbinde yankılandığım zaman neden şaşırıyorsun?
Ben senin kalbindeki o sesim
Duyabiliyorsan, dinle kalp atışlarının dilini
Ben buradayım, buradayım, buradayım, burada…
Hangi sınırlar..?Hangi mecburiyetler..?
Ben buradayım, buradayım, buradayım, burada
Ben, yalnız ben varım şimdi hayallerinde…
Cevaplarında ben varım, sorularında ben varım…
Gördüğün her rüyanın içinde ben varım
Ben senin bakışlarındaki ışıltıdayım
Gördüğün şey, Ben’im…
Nereye bakarsan bak
Ben buradayım, buradayım, buradayım, burada…

Saamiya’nın Veer’i özgürlüğüne kavuşturması 22 yıldır kendi adnına bile hasret kalmış bir adamı özgürlüğüne kavuşturmaktan ziyade aynı zamanda toplumda hala ezilen, yeri mutfak vazifesi erkeğine hizmet etmek olarak görülen kadınların neler yapabildiğini de herkese gösterebilmektir.Saamiya babası yaşındaki bu kırgın adama öyle ısınır öyle severki yaşadığı acılara büyük bir samimiyetle gözyaşı döker.Ona sadece bir sayı gibi bakan gardiyana söyledikleri hislerinin kanıtıdır.

Hiç merak ettiniz mi…?
Buradaki binlerce mahkumun arasında…
‘Bismillah’ kelimesinin rakamı nasıl oldu da
bu kimsesiz Hindu’nun numarası oldu?
Bu basit bir tesadüf değil,
bu Allah’ın gönderdiği bir mesaj
Bu, onun bazı şeyleri size söylemesinin bir yolu, bakın…
O tanrının sevgili bir kulu. Ona saygı gösterin.

Saamiya işte bu tanrının sevgili kulu için ülke politikalarının, kanunların işe karıştığı bir savaşa girişir.Veer’e geç de olsa insanlığın en temel hakkı olan özgürlüğünü geri kazandırmalıdır.

Sonrasında ne mi olur?O kadar çok şey yazdım ki zaten filmin yarısını izlemiş gibi oldunuz biliyorum gerisini de ben yazmayayım kendiniz izleyerek görün.Belki çok dramatik ya da klişe gibi görünebilir hikaye ama ben filme tutuldum resmen senaryoya, dialoglara en çok da her zaman ki gibi şarkılara.Soundtrackinin her parçasını bu kadar çok sevdiğim bir film çok azdır.Oyunculuklar da keza çok iyiyidi.Shakruh Khan zaten bu adama aşığım yine döktürmüş Zaara ve Saamiya karakterleri de bence çok çok iyi işlenmişti.Veer’in babası rolünde Amitabh Bachchan vardı ki kısa ama mükemmel bir roldü.Renklerden, görüntüden bahsetmeme hiç gerek görmüyorum. Bir de iki ülkenin tarihi ile ilgili o kadar iyi detaylar vermiş öyle canlı resmetmişti ki beğenmemek mümkün değil.Zaten Veer’in mahkemede yaptığı bu konuşma iki ülkenin aynılığını gösteren en güzel şeydi.

Ben, ben 786 numaralı mahkum
Hapishanenin parmaklıklarından dışarı bakıyorum
Günlerin, ayların, yılların tarihe dönüşlerini izliyorum
Esen meltemde Bauji’min tarlasının kokusu geliyor
Bu güneş Maati’min hazırladığı soğuk sütleri hatırlatıyor
Bu yağmur yanında, bana musonumun sesini getiriyor
Lodimin ateşini yakan bu kış soğuğu, beni sarıp gidiyor
Diyorlar ki ‘Bu senin ülken değil’
Peki neden bana benim ülkemmiş gibi geliyor
Diyorlar ki ‘Ben onun gibi değilim’
Peki neden o bana benziyor
Ben 786 numaralı mahkum,
Hapishane parmaklıklarından dışarı bakıyorum
Hayal bahçesinden gelen bir küçük meleğe bakıyorum
Kendisine Saamiya diyor ve bana da Veer diye sesleniyor
Bana tamamen yabancı ama hendinden yakınmış gibi davranıyor
Onun doğru sözleriyle tekrar yaşama isteğim geliyor
Onun yeminleri ve sözleri ile birşeyler yapma isteğim geliyor
Peki neden benim için dünya ile savaşıyor
Diyorlar ki ‘Ben onun gibi değilim’
Peki neden o bana benziyor
Ben 786 numaralı mahkum
Hapishane parmaklıklarından dışarı bakıyorum
Köyümün renklerine sarınmış yeni bir Zaara’ya bakıyorum
Benim hayallerimi gerçekleştirirken kendi hayallerini bırakıp unuttu o
Benim insanlarıma hizmet ederkenkendi insanlarını bırakıp gitti o
Şimdi onun hayatını mutlulukla doldurmak istiyorum
Onun için bir ömür daha yaşamak istiyorum
Diyorlar ki ‘Benim ülkem onun değil’
Peki neden benim evimde o yaşıyor
Diyorlar ki ‘Ben onun gibi değilim’
Peki neden o bana benziyor
Ben 786 numaralı mahkum
Hapishane parmaklıklarından dışarı bakıyorum

 (Spoiler içerir aman dikkat!) 

 Bir de Saamiya’nın bu byük aşkala iligili yaptığı bu yorum ;

Bir Veer var, öyle kolaylıkla hayatının 22 yılını
kurban ediyor ki
Zaara’nın onurunu korumak için
Ve bir Zaara var,  22 yılını, yabancı bir ülkede
yabancı bir evde geçiriyor
Veer’in hayalini yaşatabilmek için
Bunlar Tanrı siluetinde insanlar mı,
yoksa insan siluetinde Tanrılar mı?

En sonda da filmin yine beni çok etkileyen şarkılarından biri ile bitireyim bu yazıyı.Umarım filme bir şans verir ve benim kadar seversiniz.  

Senin için, yaşadım dudaklarım mühürlü
Senin için, yaşadım her gözyaşımı içerek
Ama kalbimde, hala yanıyor aşkının alevi
Senin için… Senin için…
Hayat beraberinde getirdi geçmiş günlerin kitabını
Sardı şimdi etrafımızı sayısız hatıralar
Birşey sormadan bir sürü cevap buldum
Neyi istemiştim, ne aldım, göz göre göre…
Ama kalbimde hala yanıyor, aşkının alevi
Senin için… Senin için
Nasıl anlatırım
dünyanın bana ne kadar düşman olduğunu
Yaşamama hüküm verildi, lakin sen yanımda olmadan
Onlar cahiller, benim için yabancı olduğunu söyleyenler
Bize ne çok haksızlık yapıldı, sevdiğim,
dünya tarafından
…..

A Little Bit Of Heaven ( 2011) – Bir Tutam Cennet

Marley hayatında yaşadığı her dakikayı gırıgıra vuran biraz vurdumduymaz biraz hoppa bir hatun.Hani o kırılmamak için herşeyi hafife alan, insanınların kalplerinde derinlere inmesinden, bir yerlerine dokunup iz bırakmasından korkan insanlardan.Yüzeysel ilişkiler, bol içki ve dansla geçen sıradışılıktan uzak hayatı kanser olduğunu öğrenmesi ile değişir mi?İlk başta hayır.Marley yakalandığı ve belki de onu kısa bir süre içinde öldürecek hastalığına “göt kanseri” der, karşısına çıkan Whoopie Goldberg suretindeki tanrı ile şakalaşır hatta üç dilek hakkı sorulduğunda hiç düşünmeden cevap verir ikisine ama üçüncüsü Marley’in hayatında asla itiraf etmeye cesaret edemediği bir eksikliği dile getirmek olucaktır ki onun için de hala zaman vardır.Marley ölmek üzere olan ve ölüceğini bilen tüm normal insanların geçtiği evrelerden birer birer geçer önce umursamaz sonra kabullenmez sonra şiddetli bir öfkeye sonra da acı bir umutsuzluğa kapılır ama en sounda… Marley tüm bu evrelerden geçerken yanında artık evlilliklerini çoktan gömüp helvasını yemiş anne babası, evli çocuklu arkadaşı, onun gibi uçuk ressam kankası, gay kapı komşusu bir de en önemlisi doktoru Jullian vardır.

Yine etkileyi  ismine tav olduğum filmlerden birini büyük bir hevesle oturup izledim ve çok çok güzel bir hediye paketinin içinin boş olması gibi bir hissiyatla bitirdim.Filmin anlattığı hiçbir şey olmaz mı?Belki izleyip beğenenler şimdi bana ne anlarsın sen ile başlayan bilumum cümleler kurmaktalar ama cidden bir fimin anlatmak istediği bişeyi bu kadar anlatamaması mümkün mü?Tamam ölmek üzere olduğunuzu keşfediyorsunuz ve artık hayatın tadını çıkarmaya karar verdiniz eee yani bu hikayeyi tam da bu anda diğerlerinden farklı kılan bişey olması gerekmez mi  ama yok.Tamam farklı bir yanı olmasın ama klişelerden de gitmesin be kardeşim.Bir kere tanrı neden zenci silüetinde olmak zorunda bıkmadılar mı bu durumdan onu geçtim her filmde kapı komşusu gay olmak zorunda mı hadi oldu, maskülen görünümlü bir zenci olmak zorunda mı hayır böyle bir gerçek var mı tüm kel zenciler gay diye biz mi bihaberiz.Jullian rolündeki Gael Garcia Bernal bu kadar mı harcanır rolünde bu kadar mı sırıtır?Filmin tek beğendiğim yanı filme aynı zamanda ismini veren A Little Bit Of Heaven takma adlı Vinnie’ydi.Bence çok güzel bir renk ve derinlik katmıştı filme.Bundan öte de beğendiğim hiçbir şey olmadı filmde.İlla izlerim diyorsanız zaman harcamayın fragmana bakın herşeyi gösteriyor zaten bir sürpriz yok :(

Gong Yoo döner de ben dönmez miyim?

O kadar uzun zaman geçmiş ki yazıya nasıl gireceğimi bilemedim vallahi ben de böyle girdim :D Sittin seneler gibi gelen bi aranın ardından burdayım yine biraz depresif biraz melankolik biraz da karambolik bir dönemdi geçti gitti mi orasını Allah bilir ama şu an burdayım önemli olan da bu bence.Bu arada eşşek sıpası Gong yeni filmi Dogani / The Crucible ile arz-ı endam etmeye başladı bu vesile ile bol bol resmi, röportajı yayınlandı da biz de hasret giderdik.Umarım umduğunu bulur ve çok çok çok izlenen bir film olur.Her gün her sitede bir dolu resmi var işşekin belki burayda koyarım bol bol kimbilir ama ben bu yeni tarzını çok çok beğendim.Saçlar kıyafet ama en önemlisi duruş bir olgunluk hüzün gelmiş üstüne büyük bir ihtmalle filmin ve rolünün etkisinde hala.Ne diyeyim hoşgeldin Gong YOO :D